1 izlenme 23 Eylül 2021
Emekli Albay Erdal Sarızeybek son kitabı ‘Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak’ adlı eserini toplumu ve gelecek nesilleri bilgilendirmek amacıyla Facebook sayfasından yayınlamaya karar verdi. Bu amaçla sarizeybekbilgi.com web adresindeki siteyi aktif hale getirdi ve ilk olarak söz konusu kitabın önsözünü yayınladı.

‘USTA ERDOĞAN’
Kitabın adında geçen ‘Usta’ son 19 yıllık Türk siyasetine yön vermiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Siyasi Tuzak’ olarak adlandırdığı olaylar ise Erdoğan’ın ’yanıldık, aldatıldık, Rabbim affetsin’ dediği Türk Ordusuna karşı kurulan Ergenekon kumpası, derken 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi olaylarını ele alıyor.

‘TARİKAT’

Türkiye’nin hala çözemediği Fetö kumpaslarının iç yüzünü araştıran Sarızeybek, tarihin derinliklerine inerek küresel güç haline gelen Tarikat, onunla bağlantılı ABD ve İsrail ilişkilerinin bugüne kadar gün yüzüne çıkarmayan bağlantıları masaya seriyor ve çarpıcı sonuçlara ulaşıyor. İşte tarihe not düşülen olaylar, kişiler, yer ve tarihlerin yer aldığı Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak;

Neden Türk Ordusu

ABD ve Çekiç Gücün bölgemizde ne yapamaya çalıştığını yakından görmüş olan bu gözler, Türk Ordusuna karşı 1989 Körfez kriziyle düğmeye basılmış olduğunu da görebiliyor. Zincirleme giden olaylar birbiri ardına peş peşe sıralandığında, 91 Körfez savaşı nasıl ki ABD için bir dönüm noktası ise, Türk Ordusunu hedef alan kumpaslar açısından 2002 Körfez krizinin bir dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz. Kriz başladığında, Türkiye’de üçlü koalisyon vardı. Başbakan Bülent Ecevit ABD’nin Irak savaşına karşıydı. Türkiye’nin destek vermeyeceğini açıkça söylüyordu. Genelkurmay Başkanlığı da aynı görüşteydi.

ECEVİT VE GENELKURMAY ABD’IN IRAK HAREKATINA KARŞIYDI
Devletin zirvesi olası bir Irak savaşında, ABD’ye destek verilmesinden yana değildi. Kaldı ki dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu tarafından bu duruş net bir şekilde ifade edilmişti. Katar Emiri Halife ElTani’nin onuruna düzenlenen, 25 Aralık 2001, akşam yemeğinde Ecevit Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu ile görüşmüş, ABD’nin Irak’a müdahalesi ve doğabilecek sonuçlarının ne olduğunu sorduğunda Kıvrıkoğlu’nun verdiği yanıt aynen şöyleydi ;

‘ABD’nin müdahalesi halinde Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti gündeme gelebilir. Böyle bir şeyi hazmedemeyiz. Türkiye buna kayıtsız kalamaz. Irak zaten fiilen üçe ayrılmış durumda. Irak’ın resmen üçe ayrılmasını Türkiye, Rusya, İran, Suriye, kısaca tüm Araplar kabullenemez. Arap topraklarında etnik başka bir ülkenin kurulmasını kimse hazmedemez’.

Yani Genelkurmay, ABD’nin Irak’a müdahalesiyle ortaya çıkması güçlü bir olasılık olan bir Kürt devletini Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak algılıyordu. Bu tehdit algısını ne denli isabetli olduğunu zaten Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 2007 yılında yaptığı açıklamadan biliyoruz.

ÇANDAR, ECEVİT VARKEN ABD HAREKAT YAPAMAZ DİYORDU
Öte yanda gazeteci Cengiz Çandar daha krizin bir yıl öncesinde ABD’nin bu harekatı yapabilmesi için Ecevit iktidardan düşürülmesi gerektiğini ilan etmişti. Böylesi bir süreçte, durup dururken, Bahçeli’nin erken seçim çıkışıyla erkene seçime gidildi. Tıpkı Çandar’ın dediği gibi Ecevit Hükümeti gitti ve AKP’nin iktidar oldu. Zaten Usta’nın Başbakan olduğu gün ABD savaşı başlattı. Şimdi Ecevit, erken seçimler ve AKP. Bu zincirleme giden olaylar serisinin Körfez kriziyle bağlantılı olduğunu artık görebiliyoruz.


ÇUVAL VAKASI KUMPASI TETİKLEDİ
İşte Türk Ordusunun siyaset ve yargın hedefine çekilme süreci böyle başladı. Önce 4 Temmuz 2003 çuval vakası. Akabinde Irak’a sınır ötesi harekat kararının alınması. Ama Barzani karşı çıkınca, bu karardan vazgeçilişi. Ardından Cumhurbaşkanı Gül’ün imzaladığı söylenen gizli anlaşma. Ajanslara göre ABD’ye Türkiye’nin Irak kuzeyine müdahale etmeyeceği garantisi verilmişti. Şimdi ABD’ye yeşil ışık yakan Usta iktidarıyla, bu siyasete dik duruş gösteren Genelkurmay arasındaki çelişkiyi görebiliyoruz.

OYUN TÜRK ORDUSU ÜZERİNDE OYNANIYOR
Bir ülkede ulusal güvenlik politikaları sadece siyasi iktidar tarafından değil, devletin güvenlik mekanizmasında yer alan tüm kurumların müşterek kararıyla tayin ve tespit edilir. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ama Usta işlerin böyle yürümesini istemedi. Türk Ordusuna verilecek sınır ötesi vazifelerde tek yetkili, tek karar merci olmak istedi. Bu durum Özal zamanında da yaşanmıştı. 91 Körfez savaşında Türk Ordusunu Irak’a göndermek isteyen Özal, vazifenin gereği olarak yazılı siyasi direktif vermeyince, komuta kademesinden tepki görmüş. Hatta dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay istifa etmişti.

SİYASİ HEDEFİ OLMAYAN ASKERİ HAREKAT OLAMAZ
Alın bunu getirin bugüne. Türk Ordusu şimdi Suriye’ye gönderiliyor ama ortada bilinen bir siyasi direktif yine yok. Usta, siyasi hedef olarak ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ diyor ama Türk Ordusuna verilen muhaliflerle(ÖSO) müşterek harekat vazifesi, bu direktifle çelişiyor. Dolayısıyla buradan Usta’nın Türk Ordusu üzerinde tek yetkili olma arzusunu anlayabiliyoruz.

17/27 AÇIĞA ÇIKMASAYDI,KUMPAS DEVAM EDECEKTİ
İşin düğümü de bu zaten. Eğer ki komuta kademesi Usta gibi düşünmüyorsa ne olacak, izlenen Suriye politikasının Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla örtüşmediğini ileri sürerek harekata karşı çıkarsa ne olacak? Bu da bizi yeniden Kod Ergenekon soruşturmasının perde arkasına götürüyor. Bu noktada insan aklı doğal olarak küresel destekli siyasi yargı eliyle sonuç alınamayacağı ortaya çıkınca, ‘siyasi iktidarın toplum nezdinde ve hukuk karşısında altından kalkamayacağı bir yük’ altına düştüğünü ve bunun bir sonucu olarak siyasi bir çöküşle karşı karşıya bulunduğunu düşünmeye başlıyor. Bu düşünce aynı zamanda insan aklını ‘17/25 olmasaydı kumpas devam edecekti, sonucuna ulaştırıyor.

KÜRESEL PROJE KARŞISINDA TEK ENGEL TÜRK ORDUSU
Başta demiştim, ABD’nin coğrafyamızda ne yapamaya çalıştığını yakından gördü bu gözler ve yaşadı, diye. İşte bu gözler komuta heyetinin, çok doğal bir bakışla, ABD yörüngesinde giden Ortadoğu politikasına karşı durduğunu görebiliyor. Kaldı ki önümüzde Türkiye’yi ağır zarara uğratmış bir Özal politikası dağ gibi karşımıza duruyor. İşte bu noktada Türk Ordusu ABD’yle paralel giden bu dış politikaya karşı duruşunda haklıdır. Ama bu hak verilmedi. Aksine siyasi iktidar bu karşı duruşu, kendi politik çıkarları açısından bir engel olarak gördü.

SURİYE HAREKATI KİMİN İŞİNE GELİYOR
Bize bu tespitlerimizin doğruluğunu kanıtlayabilecek öyle ağır olaylar yaşandı ki Türkiye’de… Başta Dağlıca saldırısı, tek başına ibretlik bir vakadır. Şimdi Körfez kriziyle başlayan olaylar bu pencereden birbirine bağlandığında, Türkiye’nin ABD yörüngesinde giden Irak politikasına komuta heyetinin taraftar olmadığını görebiliyoruz. Çünkü Türk Ordusuna verilmek istenen sınır ötesi harekat vazifesiyle, Türkiye’nin ulusal güvenlik ihtiyaçları birbiriyle örtüşmüyor. Aksine Türk Ordusunu, Türkiye’yi hedef aldığı artık bilinen küresel projelere hizmet eder bir konumuna düşürüyor. Bu da bize kod Ergenekon kumpasının hedefine neden Türk ordusunun yerleştirilmiş olduğunu açıklayabiliyor.

KOD ERGENEKON ADI BİLE BAŞLI BAŞINA BİR TEZGAH
Bu soruşturmada daha ilk bakışta beni çarpan kod adıydı. ‘Ergenekon ’dediler ve bir daha bu ismi dillerinden düşürmediler. Bugün de öyle zaten. Halbuki adli soruşturmalar kod adı almazdı. Sayı ile ifade edilirdi ama kanunu yok saydılar. Böylece Türk Milletinin yaratılış destanını terörle, şiddetle, örgütle yan yana getirdiler. İşin aslı, binlerce yıllık tarihi olan bir millet yaratılış destanı üzerinden yargılanıyordu ama bu algı operasyonuna ‘dur’ diyen çıkmadı.

Düşünebiliyor musunuz, bir destanın adı topluma ‘öcü’ gibi gösterilemeye başlanmıştı. Bu operasyona paralel olarak, soruşturmanın şiddetini ve yasadışılığını eleştirenleri de ‘Ergenekoncu’ diye yaftalayıp yargıladılar. Toplumda ağır bir korku havası estirdiler. Sonrasını biliyorsunuz zaten toplu gözaltılar, toplu tutuklamalar, onuruna yediremeyip canına kıyan subaylar, hasta olup cezaevinde yaşamını yitirenler, perişan edilen aileler. Aslında bu hava şimdi de var gibi, sadece adı değişik, şimdiki adı Fetö!

TÜRK ORDUSUNA KUMPAS KİME YARADI
Şimdi hepimiz biliyoruz ki Kod Ergenekon kumpasının asıl hedefi bu küresel siyasi projenin önünde bir engel olarak görülen Türk Ordusudur. Fetö’nün siyasi ayağının şekillendirdiği yargı tarafından vuruldu. Komuta heyeti dağıtıldı. Teröre siyasi çözüm olmaz diyen subaylar, Cumhuriyet değerlerine bağlı aydınlar tasfiye edildi. Türk tarihinin sembolü ‘Ergenekon’ çocuklarımızın hafızasından silindi. Yaratılan korku ve baskı ortamıyla Türk Milleti tepkisizleştirildi.

Bu kime fayda sağladı?
Hiç şüphe yok ki en başta ABD ve İsrail’e yaradı. Türk Ordusu örselenerek hem sürecin işleyişi güçlendirildi hem de hızlandırıldı. Öyle hiç lamı cimi yok, sonuçları işte bu!

TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALMIŞ KÜRESEL PROJENİN TÜRKİYE AYAĞI KİM
Türkiye değişiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni ve sistemi değişiyor. Türk Ordusuna yapılanlar bir yana, Türkiye kaynaklarının yönetimini kaybediyor ve bugün şimdi Türkiye anayasal ulus devlet kimliğini de kaybetmenin eşiğinde. Bu konuda belki çok şey söylenebilir ama işin kolaycılığına kaçıp ‘işte siyasi ayak bu AKP’ deyip geçilemez. Bu Sevr’i aşar, bu BOP’u aşar, bu AKP’yi de aşar.

Bu bize yaşatılanlar hepsinin boyunu aşar. Belki hepsinden bir parça vardır ancak bu parçaların anlamlı bir şekilde birleştirilmesi gerekiyor ki ayak ortaya çıkabilsin. İnsan aklını zorlayabilecek daha kapsamlı daha sinsi bir proje olmalı. İçinde ABD, İsrail, Rusya, İngiltere ve belki de Gazi Paşa’nın ‘yüzyıllardır Türk Milletine karşı planlanmış büyük suikast’ ifadesiyle eşanlamlı ancak bugün yaşadıklarımızla bire bir örtüşen yeni bir küresel proje olmalı.

Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturkstrateji.com
Video Haber www.bilgeturktv.com
Özel Haber www.e-sarizeybek.com
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ