12 izlenme 23 Eylül 2021
Emekli Albay Erdal Sarızeybek son kitabı ‘Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak’ adlı eserini toplumu ve gelecek nesilleri bilgilendirmek amacıyla Facebook sayfasından yayınlamaya karar verdi. Bu amaçla sarizeybekbilgi.com web adresindeki siteyi aktif hale getirdi ve ilk olarak söz konusu kitabın önsözünü yayınladı.

‘USTA ERDOĞAN’
Kitabın adında geçen ‘Usta’ son 19 yıllık Türk siyasetine yön vermiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Siyasi Tuzak’ olarak adlandırdığı olaylar ise Erdoğan’ın ’yanıldık, aldatıldık, Rabbim affetsin’ dediği Türk Ordusuna karşı kurulan Ergenekon kumpası, derken 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi olaylarını ele alıyor.

‘TARİKAT’
Türkiye’nin hala çözemediği Fetö kumpaslarının iç yüzünü araştıran Sarızeybek, tarihin derinliklerine inerek küresel güç haline gelen Tarikat, onunla bağlantılı ABD ve İsrail ilişkilerinin bugüne kadar gün yüzüne çıkarmayan bağlantıları masaya seriyor ve çarpıcı sonuçlara ulaşıyor. İşte tarihe not düşülen olaylar, kişiler, yer ve tarihlerin yer aldığı Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak;

Zayıf Halka; Gölbaşı
15 Temmuz… O geceyi hepimiz yaşadık. Hepimizin benim gibi akla takılmış daha pek çok sorusu olabilir ama Gölbaşı’nın yeri tüm olanlar içinde bir başka. İnsan o gece Gölbaşı’nda yaşanılanları hatırladıkça tüyleri ürperiyor, diken diken oluyor, dehşete düşüyor. Akıldan geçen endişe verici düşünceleri kovmak için başını sertçe bir o yana sallıyor ama olmuyor. Dudaklarını ısırıp bu kez iki yana sallıyor ama yine olmuyor düşünceler sanki beyin hücrelerine yapışmış, gitmiyor.

BEN İNANAMIYORUM
30 yıl Türk Ordusunda şerefle hizmet etmiş bir Türk subayı olarak bunu size söylüyorum; ben bir Türk subayının Gölbaşı’ndaki polis özel harekat merkezine bomba atıp 44 polisimizi şehit edebileceğine inanamıyorum. Bir Türk subayının Türk polisine böylesi kalleş ve hunharca bir katliamı yapabileceğine aklımı da inandıramıyorum. Onca yıl, onca dağlarda, onca teröriste karşı harekat yaptık biz. Yanımda şehit düşen Mehmetçikler gördüm, onları katleden içi de dışı da kapkara katiller gördüm ama yaşadığım hiçbir anda katletmek gibi bir insanlık dışı düşüncenin esiri olmadık biz! Devletimize güvendik, yargımıza güvendik, Allah’ımıza inandık, adalet er ya da geç yerini bulur dedik ve mücadeleyi sürdürdük.

BİR TÜRK SUBAYININ BÖYLE BİR VAHŞETİYAPABİLECEĞİNE İNANAMIYORUM
Şimdi geçen yıllarıma bakıyorum, bu mücadeleyi hangi zor şartlar altında yürüttüğümüze bakıyorum ama o kabus dolu gece aklıma geldiğinde düşüncelerim kilitleniveriyor, beynim düğümleniyor sanki. Kendime soruyorum ‘hiçbir şeyden haberi olmayan, kalkışmayı durdurabilecek bir güce dahi sahip olmayan Polis Özel Harekat merkezini neden bombaladılar’ diye. Durup dururken belki ranzalarında uyuyan ve bu kalkışmaya karşı koyabilecek hiçbir gücü de olmayan polislerimizin bir bombayla sanki büyük bir kin, nefret ve intikam hislerini açığa vururcasına canlarına kıyılmasının altında yatan neden ne olabilir ki?

ERLERİ NEDEN KÖPRÜDE TUTTULAR
Aynı pencereden aynı manzara İstanbul’da köprüyü tek taraflı tutmuş olan askerlere bakıldığında da görülebiliyor. O askerlerimizi her kim oraya sürüklediyse, kalkışmanın bir sonuç vermeyeceği anlaşıldığında dahi askerlerimizi orada tuttu. Geri çekmedi ve masum erlerimizi şehit haberleriyle galeyana getirilmiş halkımızla karşı karşıya bıraktı. O geceyi yaşamış bir insan, galeyana getirilen bu halkın içine gizlenmiş bazı kimseler eliyle masum askerlerimizin nasıl katledilmiş olduğunu akla getiriyor.

ERLERİ KİM KATLETTİ
Usta’nın bu durum karşısında yargıyı harekete geçirmek yerine, bu katillerin yaptığı eylemleri suç olmaktan çıkardığını herkes biliyor. Yargılanmadılar. Ama darbeye sürüklenmiş bu askerler için şimdi karar verildi, hepsi masum denildi ve beraat ettirildi. İş kendine böyle bir yol açınca, o kabuslu geceyi yaşayan insan aklı, ‘Biz devletiz be!.. Çatladıkapı Muhtarlığı değiliz, her şeyi biliriz’ diyen Usta’nın bu kalkışmayı neden önleyemediğini düşünmeye başlıyor…

AKLIM ALMIYOR
İnanın bana tam 30 yıl Türk Ordusunda şerefle hizmet etmiş bir Türk subayı olarak size bunu söylüyorum; ben hala bir Türk subayının 44 polisimizi şehit edebileceğine inanamıyorum. İstediğiniz kadar tarikat deyin, cemaat deyin, istediğiniz kadar Hollandalı Van Bruinessen’in dediği gibi rabıta ayinleri deyin ve bu ayinlerle insan aklının elinden alındığını hatta kendilerine uçuruma atabilecek kadar çıldırmış olabileceklerini ileri sürün, ben bir Türk subayının Türk polisini bombalayabileceğine aklımı da inandıramıyorum.

O GECE NE OLDU
Sonuç bombalandı mı, evet; 44 polisimiz şehit düştü mü, evet; peki 44 polisimizi şehit etmekle ne yapmış oldular? Daha bu haber televizyonlara düşer düşmez halkın yüreğinde büyük bir öfkenin doğmasına yolaçtılar, sokağa çıkmış olanları da askere karşı galeyana getirdiler. Yoksa bu muydu amaç, diyen bir endişe yüreğimde doğuyor ve aklımı zorluyor, o gündür bugündür bir cevap arıyorum. İnsan aklı doğal olarak ‘o gece işin gerçeği ne oldu’ bilmek istiyor…

BU ÇETENİN İHANET KATI NEREDE
O kabus dolu geceden bugüne üç yıl geçti. Yargılamaların kimi bitti kimi ise sürüyor. Ama bu kalkışmayı yapan bu Fetö hücresi kimdi, bunu hala kimse bilmiyor, bilen varsa da söylemiyor. Bunda medyanın payı büyük olsa da Usta’nın da payı büyük olmalı. Çünkü banka faiz oranlarından insanların kaç çocuk yapması gerektiğine kadar her alanda bilgi sahibi Usta, iş bu Fetö hücresine gelince nedense konuşmuyor. ‘Fetö hain’ diyor, ‘bunlar çete’ diyor ama iş kalkışmayı yapan ve çete dediği yapının en üst katına çöreklenmiş bu hücreye gelince, isim vermiyor, neden bilemiyorum.

15 TEMMUZ HALA ÇÖZÜLMÜŞ DEĞİL
Hal böyle olunca, devletin zirvesi kalkışmanın üzerine örtülü perdeyi açmayınca, toplum göremiyor, haklı olarak endişeye kapılıyor. İşin aslı bu endişenin kaynağında sadece bu kalkışmanın ‘nedeni niçini’ yatmıyor, 15 Temmuz’la ilgili sorular kendine bir cevap bulamadığı için gelecekten duyulan endişe yatıyor, ‘bundan sonra başımıza daha neler gelecek’ diyen bir endişe. Toplum gerçekten de endişe içinde, bir şeyler döndüğünü anlıyor, bir şeylerden şüpheleniyor ama düşündükleriyle net bir resim çizemiyor. Çünkü toplumun referans gösterebileceği bir kanıt yok. Nasıl olsun ki daha ‘Yurtta Sulh Konseyi’ dedikleri kalkışmayı yöneten lider kadronun ne olduğu açığa çıkmış değil! Ana karargah davası deyip bir grup generali yargıladılar, hepsi müebbet hapse mahkum oldu ama…

DAVAYI DAĞITTILAR
Bu yargı süreci bize ışık tutamadı hala resmi göremiyoruz. Aslında bunun nedeni elde kanıt olmadığından değil, mevcut siyasetin şekillendirdiği hukuk davayı dağıttı, dağıtınca da işler karıştı. Hal böyle olunca ortaya gözle görülür elle tutulur bir sonuç hala ortaya çıkmadı. Şu anda Türkiye’nin pek çok yerinde ayrı ayrı davalar görülüyor. Oysa ki bunların hepsi bir dava, tek bir dava; çıkış yeri belli, tetikçiler belli olduğuna göre Genelkurmay karargahına bu hücreleri kimin sızdırdığı ve bu hücreleri kimin harekete geçirdiği de belli olmalıydı ama olmadı. Gariptir, yargı süreci hala bu yönde gitmiyor.

Ne yapılmalıydı?

Bu hukukun nasıl ki kod Ergenekon kumpasında yaptıysa tıpkısının aynısı yapılıp tüm davaların tek çatı altında toplaması gerekiyordu, ayrı ayrı değil. İşte o zaman görebilecektik kim ne yapmış, kim ne demiş ama yapmadılar. Ne oldu şimdi? Hem kamuoyunun dikkati davaların seyrinden kaçırıldı hem de örneğin Malatya’da görülen dava ayrı, Ankara’da görülen ana karargah davası ayrı olduğu için aradaki bağ kurulamadı. İstanbul’da köprüyü tutanlarla Ankara’da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı rehin alanlar arasındaki bağı da kamuoyu göremedi. Belki de istenen buydu çünkü süreç hala böyle işliyor, dağınık, merkezi değil.

SİYASİ AYAK KİM
Yargıdan beklediği sonucu alamayan bu toplum ise haklı olarak şu anda siyasi ayağa yoğunlaştı. İşin aslı hem Türk Ordusunu hem Usta’yı hem de Türkiye Cumhuriyeti Devletini hedef almış bu yapıyı sadece ‘bir ayak’ olarak nitelemek böylesine ağır bir tehdidi küçümsemek oluyor. Küçümsenen tehdit ise kendini gizlemesini iyi biliyor.

Hatırlayınız bir zamanlar PKK terör örgütüne de başta ‘üç beş çapulcu’ deyip küresel ölçekli bu tehdidi olduğundan küçük göstermişlerdi ama ne oldu? 1984 Şemdinli baskınından ele alırsanız, 35 yıldır mücadele ediliyor ama örgüt hala ayakta, bir türlü bitmiyor tam aksine güçleniyor. Irak’ı aştı Suriye’ye geçti, Türkiye’nin güney hudut boyları terör örgütünün elinde şimdi. Barzani için de aynısı olmadı mı? ‘Postal öpücü’ diyorlardı. Ne oldu şimdi? Bağımsızlığı cebinde devlet oldu, Barzani de devlet Başkanı.

Diyeceğim o ki tehdit neyse olduğu gibi görmeli ne fazla ne eksik. Gerçek durum ortaya koyulmalı ki mücadele bir sonuca ulaşabilsin. Buradan sözü yine Fetö’ye getireceğim.

FETÖ BU CÜRETİ KİMDEN ALDI, PLANI KİM YAPTI KİM DESTEKLEDİ
Sonuç olarak Usta ‘bu kalkışmayı yapan Fetö’dür’ dediğine göre, Gülen’in iade talebi hariç ‘ABD ve İsrail’i de bu kalkışmadan sorumlu tutmadığına göre, kalkışmayı yapan da hep aynı Fetö olduğuna göre, ’15 Temmuz’da ona bu cüreti kim verdi, planı kim yaptı, kim destekledi’ sorusu şimdi işin en can alıcı noktası oluyor. Türkiye’nin aradığı asıl siyasi ayak bu olmalı.

Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturkstrateji.com
Video Haber www.bilgeturktv.com
Özel Haber www.e-sarizeybek.com
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ