Anasayfa
23 Eylül 2021 ( 13 izlenme )

Erdoğan 'Hiç mi Görmedi'

Emekli Albay Erdal Sarızeybek son kitabı ‘Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak’ adlı eserini toplumu ve gelecek nesilleri bilgilendirmek amacıyla Facebook sayfasından yayınlamaya karar verdi. Bu amaçla sarizeybekbilgi.com web adresindeki siteyi aktif hale getirdi ve ilk olarak söz konusu kitabın önsözünü yayınladı.

‘USTA ERDOĞAN’
Kitabın adında geçen ‘Usta’ son 19 yıllık Türk siyasetine yön vermiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Siyasi Tuzak’ olarak adlandırdığı olaylar ise Erdoğan’ın ’yanıldık, aldatıldık, Rabbim affetsin’ dediği Türk Ordusuna karşı kurulan Ergenekon kumpası, derken 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi olaylarını ele alıyor.

‘TARİKAT’
Türkiye’nin hala çözemediği Fetö kumpaslarının iç yüzünü araştıran Sarızeybek, tarihin derinliklerine inerek küresel güç haline gelen Tarikat, onunla bağlantılı ABD ve İsrail ilişkilerinin bugüne kadar gün yüzüne çıkarmayan bağlantıları masaya seriyor ve çarpıcı sonuçlara ulaşıyor. İşte tarihe not düşülen olaylar, kişiler, yer ve tarihlerin yer aldığı Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak;

'ERDOĞAN KONUŞUYOR:
“Biz devletiz be!... Burası Çatladıkapı Muhtarlığı değil ki devletiz. Nerede, kim var, ne yapıyor; bunların hepsini eğer bir devlet bilmiyorsa kusura bakmasınlar...”
Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ekim 2016, Beştepe/Ankara

USTA’NIN GÖREMEDİĞİ SİYASİ TUZAK
Tarih: 27 Eylül 2017. Yer: Beştepe/Ankara.
Usta “20172018 Akademik Yılı Açılış Töreni”nde konuşuyor ve Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin olarak ihtimal vermiyorduk, yanılmışız diyordu. Öfkeliydi, hiddetten yüzü kızarmış, bir yandan yumruğunu masaya vuruyor, öte yandan işaretparmağını ileriye doğru uzatarak senin canına okuyacağım dercesine sallıyordu. Ben ise şaşkın, açmış gözlerimi izliyordum. Şaşkın diyorum, doğrudur. Çünkü Usta’nın bu “ihanet” çıkışından çok değil daha dört yıl öncesinde Kürdistan lideri hoş geldiniz deyip Barzani’yi kucaklayışı, mahşere kadar beraberiz diyerek sarılışı gözlerimin önüne geldikçe...

MEGRİ MEGRİ NEYİN MESAJI
Hatırlayınız Arınç’ın gözyaşlarını hatta Usta’nın çıktığı koltukla sahneye fırlayan Şivan Perver ile İbrahim Tatlıses’in attığı “Megri megri” çığlıklarını... Kulaklarımız hâlâ çınlıyor. Peki, bu arada geçen dört yılda ne oldu ne bitti de Usta böylesine değişti? Bilemiyorum ama belki de bu bir alışageldik savunma mekanizması olmalı. İşte bugün Türkiye Kod Ergenekon kumpasını konuşuyor, karar daha yeni açıklandı. Usta bu davayla ilgili olarak “Ben bu davanın savcısıyım” demiş, soruşturmaya devlet desteği vermiş, hatta Zekeriya Öz’ü zırhlamıştı.

‘ALDANDIK, YANILDIK’
Peki şimdi ne diyor: “Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldık.” Görüyorsunuz işte Türkiye’ye tam yedi yıl kan kusturan bu ağır vakayı tek kelimeyle kesip atıyor, kendine göre dosyayı kapatabiliyor.

PEKİ YA FETÖ’YE NE DEMELİ
Her şeyi veriyor, destekliyor ama iş 17/25 vakasına dayanınca... Bir zamanlar hizmet hizmet diye etrafında pervane oldukları yapı için “Ne hizmeti, geçin. Aldatılıyoruz, aldatıldık, ben dahi aldatıldım” diyerek işi kestirip atıyor, yine kendine göre dosyayı kapatabiliyor. Dedim ya, bu bir savunma mekanizması olmalı. Öncesinde gizli kapaklı yürüyen işler açığa çıkınca yanılmışız, aldanmışız diyerek bir ölçüde herkes hata yapabilir, ben de Allah kuluyum demeye getiriyor ve kendini aklamayı iyi biliyor. 

BARZANİ PKK İSRAİL
Bu ülke hepsini yaşadı, o günleri de yaşadı, bugünleri zaten yaşıyor. Benim bu konuya buradan giriş yapmamın nedeni ise başka. Usta bu konuşmasında ilk kez İsrail’i siyaseten hedef aldı ve PKK terör örgütüyle Barzani’yi aynı kefeye koydu. Ama nedense Usta’nın bu cümlesi medyada sönük kaldı, dikkat çekmedi. Gözden kaçan şuydu: “Referandumu Kuzey Irak yönetimi gerçekleştiriyor, tek desteği İsrail veriyor, daha sandıklar açılmadan kutlamayı PKK’lılar yapıyorsa orada masumiyet de meşruiyet de yoktur, bu böyle bilinsin.”

UĞUR MUMCU YILLAR ÖNCE SÖYLEMİŞTİ
Bu önemli. Usta mahşere kadar beraberiz dediği Barzani’yi unutmuş, o dillere destan buluşmayı unutmuş, Irak’ın kuzeyinde İsrail ve PKK destekli bir Kürt Devleti’nin varlığını bir beka sorunu olarak görmeye başlamıştı. Bu aynı zamanda bir dönüm noktasıydı; Kürdistan’la İsrail ilk kez resmi ağızdan yan yana getiriliyor, üstelik Barzani’yle birlikte aynı kazana atılıyordu. 90’lı yıllarda neler yaşandığını bilmeyenlerimiz belki Usta’nın bu çıkışını alkışlayabilir ama mesele göründüğü gibi değil. Uğur Mumcu bundan tam 24 yıl önce bu tehlikeyi görmüş ve şimdi en üst perdeden dile getirilen bu ikiliyi açıklamıştı. Hatta Mumcu, Usta’nın bu konuşmasında sözünü hiç etmediği ABD’yi de aynı kazana atmıştı. Demek ya duyan olmamış ya da unutulmuştu. 

İşte Uğur Mumcu:“Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSADBarzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, hayır olmadı diyemiyor. CIABarzani ilişkileri biliniyordu da MOSSADBarzani ilişkileri bilinmiyordu... MOSSAD’dan Kürtlere 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. 70’li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu?... Sürüyor...”

Uğur Mumcu, İsrail ile Barzani arasındaki bu bağı açıkladıktan tam iki hafta sonra kanlı bir suikastın hedefi oldu, aramızdan ayrıldı. Bir daha onun gibi yazan, anlatan, deşifre eden, kamuoyuna duyuran çıkmadı, ta ki devletin zirvesinden yapılan bu son İsrail çıkışına kadar.

USTA VE UZUN ADAM
Bu çelişkili yönlerine karşın Usta siyaset dünyasında büyük bir şahsiyet. O her yerde, evde, pazarda, çarşıda, ekranlarda ama özellikle de afişlerde. Ne zaman çıksam, Ankara’ya ne zaman baksam sağa Usta orada. Baksam sola yine Usta. Gerçi insan zamanla kanıksıyor ama yine de bir bakış atmadan edemiyor. Ben Usta’yı işin gerçeği Dağlıca’da tanıdım, hani 12 askerimizin şehit düştüğü, 8 askerimizin de kaçırıldığı ağır vakada. Bir söyleşi için gittiğim Rize’de de görmüşlüğüm var, yürüyordu.

Hemen hemen her yer afişlenmiş, biri sağa biri sola sıralanmış, görmeden geçmek zaten mümkün değil. İnsanı etkileyen gözleri öyle dizayn edilmişti ki ister yukarıdan gelin ister aşağıdan sizi izliyor, sizi takip ediyor, ne yapsanız kurtulmanız imkânsız gibiydi. Öyle bir çarpıcı bir etki bırakıyordu ki, bunu tek pozda becerebilmek başlı başına bir ustalıktı. Görmezden gelemediğim bir diğer özelliği ise Usta daha uzundu. Tabii göz yanılması da olabilir çünkü zaten uzun boyluydu. Belki de bu afiş “Uzun Adam” sıfatına denk düşmesi için tasarlanmıştı, bilemiyorum.

GÜLEN’E MESAJ

“Uzun Adam” deyince... Bu sözü de ilk kez Usta’nın kendi sesinden dinlemiştim. Yıl 2014, yani 17/25 Aralık’tan önce değil, hemen sonra Usta Trabzon’da konuşuyor ve Fethullah Gülen’in kendisi için “Bu uzun var ya bu uzun” dediğini anlatıyor, anlatırken de sitem ediyordu:

“Geçenlerde benimle ilgili söylediği ifade şu, yazıklar olsun, yazıklar olsun. ‘Bu uzun bize çok hainlik yaptı’ demiş. Nasıl hainlik yaptıysak? 17 üniversite kurmak için geldiler, hepsini onadım. Bu muydu hainlik? Bu ne vicdandır be!... Okullar için yer istedi, verdik. Uluslararası camiada davet ettiler, devlet hükümet başkanlarına bunları refere ettik. Olimpiyat dediler, her türlü desteği verdik. Ne nankörlük bu ya? Ne istediniz de alamadınız?”

ÜÇ KATLI ÇETE BİR KATI YOK
Böylece Usta’nın sıfatlarından birinin de “Uzun Adam” olduğunu anlamıştım. Sonra bu sıfat zamanla “Usta”ya dönüştü. Peki Usta’ya hiç çekinmeden, korkmadan, pervasızca “Bu uzun bize çok hainlik yapmış” diyen kimdi? Usta bir gün açıkladı, 17/25’in iki yıl sonrasıydı. Hukuki Araştırmalar Derneği’yle bir araya geldiği öğle yemeğinde kendisine “Uzun” diyen Gülen’i anlattı ama bu kez sertti. “Çete bu” dedi ve bu çeteyi üç parçalı bir yapıya benzetti:

“Bu çete, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ise ihanet olan bir çetedir. Emniyet içindeki bir grupla birlikte hükümete ve şahsıma yönelik bir darbe hazırlığı içinde olduğu gerçeğiyle karşılaştık ve aldandık. Niye? Bakıyorsun tabanda ibadet var, ortada ticareti görüyorsun ama tepede, tavanda ihaneti doğrusu tespit edememenin zaafı içinde olduk.” 

Tabii Usta aldandık deyince aklıma Barzani geldi, bu kez güldüm geçtim.

SİYASİ AYAĞI YOK
Bu üç katlı çeteyi anlatırken Usta “sertti” demiştim, doğru, üstelik öfkeliydi de... “Bu ne nankörlük ya!” diyerek ettiği sitemden eser kalmamış aksine bu yapıya “çete” diyor ve savaş ilan ediyordu. Ve şimdi Türkiye işte bu çeteyle mücadele ediyor; tam üç yıldır ülkede gözaltılar var, arada ihraçlar var, tutuklamalar var, işten atılanlar var ve yargılamalar ülkenin dört bir yanında ayrı ayrı mahkemelerde sürüyor. Çarpıcı olanı ise kod adı FETÖ olan bu yapının devletin tüm kurumlarına sızmış oluşu. Çete başının deyişiyle devletin “kılcal damarlar”ına kadar girilmiş; her meslek grubu var; asker, polis, hâkim, savcı, emekli, memur, işçi... Ama yine de bir şey eksik, bu çetenin siyasi ayağı yok!...

DOKUZ AYAKLI ÇETE BİR AYAĞI YOK
Bunu da Usta’nın ortağı Bahçeli’den öğreniyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 31 Mart yerel seçimlerinin hemen öncesinde, örgütün sekiz ayağı olduğunu, hepsinin ortaya çıktığını ama siyasi ayağının hâlâ bulunamadığını duyurdu. Sözleri aynen şöyle:“Yurtta Sulh Konseyi olduğunu söylüyorsunuz. Askeri ayağı zaten sekiz ayağının ilki. TSK’nın içerisine sızmışlar. Şimdi yavaş yavaş ayıklanıyor. Diğerleri nerede? Siyasiler nerede? Bürokratlar nerede?”

Şimdi iş garipleşiyor; Usta bu çete üç katlı diyor, Bahçeli bu çete dokuz ayaklı diyor ve bir ayağı da yok diyor. Bir yanda Usta öte yanda Bahçeli, ben ise hâlâ şaşkın. Üç katlı, dokuz ayaklı ve bir ayağı da olmayan bu çeteyi gözlerimin önünde canlandırmaya çalışıyorum ama bir türlü bu parçalarla anlamlı bir resim çizebilmek mümkün olmuyor. Şimdi Türkiye işte bu resme bakıyor, bu çeteyi arıyor ama haklı olarak bir şey göremiyor. Çünkü daha çetenin başı yok!... “Yurtta Sulh Konseyi” nedir, başı nedir sonu nedir henüz ortaya çıkmış değil, yargılamalar sürüyor. Akıllar bu ucube resimle böylesi bulanırken...

FETÖ ÖNERGELERİNE RET
İYİ Parti, 19 Temmuz 2018, Meclis’e FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılsın diyerek bir araştırma önergesi verdi ama kabul görmedi. Önerge AKP ve MHP oylarıyla düşürüldü. Yine de İYİ Parti işin peşini bırakmadı. 16 Mayıs 2019’da bu kez darbe kalkışmasının askeri ayağı Yurtta Sulh Konseyi’nin, siyasi bir taraf ve grupla ilişkileri açığa çıkarılsın diyerek ikinci önergeyi verdi. Ancak bu da AKP’nin ret, MHP’nin çekimser oylarıyla reddedildi. Bu noktada akıl bulanmakta haklıydı, öğrenmek istiyordu: Neden?

ERDOĞAN VE BAHÇELİ MEZARA KADAR
Önergeye hayır diyen AKP lideri, “Zaafa düştük, ihaneti görmedik ama bu paralel devlet yapılanması adı verilen ulusal güvenliğimize legal görünüm altında illegal tehdit oluşturulan bu yapıyı er veya geç çökerteceğiz. Bunun hiç lamı cimi yok” diyen Usta’ydı. Usta’ya destek veren MHP lideri “Çıksın artık bu siyasi ayak, artık ortaya çıksın!” diyen Bahçeli idi. Ve her ikisi de kendi ifadelerine göre pazara kadar değil mezara kadar ortak idi.

ERDOĞAN VE BARZANİ MAHŞERE KADAR
Ama işin ilginç yanı Usta’nın bir ortağı daha vardı. Dört yıl öncesi kucak açtığı Barzani’yi işaret ederken “Biz kardeşiz. Sadece yol arkadaşı değiliz, kader arkadaşıyız. Pazara kadar değil mezara kadar, mahşere kadar biriz beraberiz” demişti. Hani bunu ben söylemiş olsam gülüp geçebilirdiniz ama öyle değil. Usta diyor bunu, Barzani’ye yol arkadaşıyız diyor, kader arkadaşıyız diyor hem de mahşere kadar! Gerçi Bahçeli’ye de mezara kadar demişti ama mahşere kadar dememişti. Şimdi Bahçeli bu işe ne der bilemiyorum ama ben bu ortakları büyük resimde nereye koyacağız, onun düşüncesindeyim... Usta ortada, sağında Bahçeli, solunda Barzani ve hepsi ortak, hem de mezara kadar.

İŞ BU KADARLA BİTSE YİNE İYİYDİ AMA DAHASI VAR...
ABD ve İsrail destekli Barzani’nin, PKK ve FETÖ’nün Türkiye’ye karşı yakın tarihin en ağır tehditleri olduğu söyleniyor ancak çete başı Gülen Amerika’da, himaye ve desteği oradan alıyor. Ve bu Amerika Türkiye’nin stratejik ortağı ve müttefiki, hâlâ da öyle. PKK’ya gelince... Bu örgütün son otuz yıldır terk etmediği inleri Barzani bölgesinde, dört ayrı üs halinde; Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap. Teröristler himaye ve desteği Barzani’den görüyor, Barzani de Türkiye’den. Ve İsrail... “İsrail’in Türkiye ile ekonomik ve siyasi ilişkileri var, hız kesmeden sürüyor hâlâ öyle.

Yani bu tablo gerçekten usta ellerle çizilmiş olsa da görülen resim çarpık, net değil, bulanık. Tablo böyle olunca, işin başında da Usta olunca insan aklı ister istemez soruyor, acaba diyor, acaba Usta’nın bir bildiği var da bize mi söylemiyor diye. Diyelim ki Usta’nın bir bildiği var ve söylemiyor, peki bu ne olabilir ki? Bu soruyu bir kenara not edelim.

BÜLENT ARINÇ NE DEMEK İSTEDİ
Peki ya Bülent Arınç’a ne demeli? Hem de özel çekim yaparak bizzat eliyle kamuoyuna verdiği videolu mesajları bu çarpık resimde nereye koymalı? Arınç çok ilginç mesajlar paylaştı o gece. Ağır imalar taşıyan ifadeler kullandı. Bakın ne dedi:

“Şunu herkesin bilmesi gerekir, bunu ben darbe gecesi öğrenmekle beraber, ne kadar da ahmak bir insanmışsın, herkes söylüyordu, herkes bunu söylüyordu, sen itiraz ediyordun diyebilir. Silahlı terör örgütünün Fethullahçı olması o gece ortaya çıkan bir olaydır. Ben o gece öğrenmiş olabilirim, Sayın Cumhurbaşkanımız da Genelkurmay Başkanımız da o gece öğrendi.”

‘BİR GECEDE TERÖR ÖRGÜTÜ OLUR MU’
Bu sıradan bir açıklama değil, açıklamayı yapan da sıradan biri değil Usta’nın yol arkadaşı, dava arkadaşı. Ve bu açıklamada herkesin kolayca taşımayacağı çok ağır bir gönderme var, şöyle ki: “Bu kalkışmayı ben o gece öğrenmiş olduğum için bana ahmak diyebilirsiniz. Silahlı terör örgütünün Fethullahçı olması o gece ortaya çıkan bir olaydır. Ben o gece öğrenmiş olabilirim ama Sayın Cumhurbaşkanımız da Genelkurmay Başkanımız da o gece öğrendi” diyor. Arınç’ı böyle dinlerken gözün gördüğü çarpık resimle zaten karışmış olan akıl bu kez düğümleniyor. Yani önce Cemaat sonra “F Tipi” denilen ve devletin bütün kurumlarına sızmış bu çete bir gecede terör örgütü oluvermiş demek!...

KÜRESEL PROJENİN TÜRKİYE AYAĞI
Hiç uzatmayalım mesele kısadan şu; ayağı olsa da olmasa da bu haliyle bu yapı bilinen bir çete değil, küresel bir proje olmalı. Yani FETÖ durup dururken bir gecede terör örgütü olmuş değil, örgüt olup da bir gecede Türk Ordusu’nu sırtından vurmuş değil geçmişi var, küresel destekleri var, iç destekleri var olan bir projenin sadece bize görünen yüzü.

BU BİR AYAK DEĞİL PROJE VE BU PROJENİN TÜRKİYE AYAĞI
Hal böyle iken Türkiye’yi hedef almış küresel bir projeyi görmezden gelen gözler siyasi ayak siyasi ayak deyip duruyorlar. Yani şimdi diyelim ki yargı harekete geçsin ve beş on milletvekilini hem de iktidar partisinden gözaltına alsın sonra bize dönüp işte siyasi ayak desin, Türkiye’de her şey sütliman olur mu dersiniz? Bana sorarsanız bu biraz zor. Burada toplumun tüm dikkati siyasi ayak üzerine çekiliyor ve kamuoyunda üç beş siyasetçi de bu torbanın içine atılırsa FETÖ ile mücadele artık sonuçlanır, her şey sütliman olur algısı yaratılıyor. Anlaşılan o ki bu defterin böyle kapatılması düşünülüyor.

NEDEN TÜRK ORDUSU
Hepsi hoş iyi güzel de Türk Ordusu neden hedef alındı, bu kalkışma neden yapıldı? Bu sorulara bir cevap verilmeyecek mi? Öyle ya, bu dünyada ister sivil ister askeri darbe olsun, hepsinin bir siyasi hedefi var. Kimse hadi bu gece ortaya çıkıp bir darbe yapalım demiyor. Mutlaka bir projenin ayağı olarak hareket ediyor. Böylesi küresel oyunlara akademik dilde komplo deniliyor. Ve böylesi komplolar bir ülkede ya mevcut siyaseti değiştirmek ya da güçlendirmek için yapılıyor. Yani ordumuza sızdırılmış bu işbirlikçiler işin gerçeğinde Türkiye’ye karşı konumlanmış küresel siyasi projenin bir ayağı!

TÜRKİYE’DE İÇSAVAŞ OLMAZ
Efendim Türkiye’yi içsavaşa sürüklemek istediler, onun için yaptılar diyenler var ama böylesi bir yaklaşım hâlâ içinde yaşadığımız bu karanlığı aydınlatılabilir mi ki? Kaldı ki Türkiye’de bir içsavaş senaryosu başta ABD ve Avrupa olmak üzere kimin işine gelir ki? Neden gelmiyor? Allah aşkına baksanıza paranın merkezlerine... Borsa’nın yüzde 80’i yabancıların elinde dönüyor, bankalar öyle, sigorta şirketleri öyle. Çılgın proje dedikleri, dev projeler, dünyada eşi yok dedikleri tüm bu büyük işlerin içine bakınız hepsinde yabancıların parası var. Özelleştirme denilerek satılan fabrikalarımıza bir bakın bakalım, en büyükleri kimlerin elinde?

HEDEF KİMDİ

Bu noktada akla asıl hedef neydi sorusu geliyor. Efendim hedef Usta’ydı diyenler var ama yakın Türk tarihinin bu en ağır kalkışmasını açıklamaya yeter mi dersiniz? Ardında binlerce yıllık köklü bir tarihi olan bir devlet böyle kolay kolay yıkılabilir mi ki? Sorular çok olunca, siz istediğiniz kadar ortaya çıkıp 15 Temmuz bir Çanakkale destanıdır deseniz de insan aklına bu huzur vermiyor aksine cevapsız sorular halkın yüreğindeki endişeyi artırıyor tıpkı benim yüreğimdeki gibi.

Öte yanda asıl hedef neydi diye soran bu akıl durmuyor ki hemen yapıştırıveriyor; sırada başka ne var, bundan sonraki hedef ne olacak, kimler hedef olacak sorularını peş peşe sıralıyor. FETÖ bu; mücadele sürüyor, her gün gözaltı var, Usta’nın deyişiyle tavandaki ihanet şebekesi hâlâ ortaya çıkmış değil, yargılamalar devam ediyor. Bununla birlikte PKK terör örgütüne karşı mücadele sürüyor, her gün operasyon var, şu anda Türk Ordusu Irak’ın kuzeyi Hakurk alanında, Pençe Harekâtı sürüyor... Şimdi bir de güney hudutlarımızda güvenli bölge işi çıktı ve olası bir harekâtın eli kulağında.

SİYASİ AYAK ORTAYA ÇIKMIYORSA TEHLİKE VAR DEMEKTİR
Şimdi Türkiye’de neredeyse her evin duvarına asılmış çerçeveli bir resim var ama içinde üç katlı, dokuz ayaklı garip bir şey var. Herkes ona bakıyor ve memlekette ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. İnsan aklı bu, Allah’ın en büyük lütfu, bu lütfu geri çevirmeye kalkışmak zaten günah. Mutlaka bir cevap olmalı, olmalı çünkü olmuş bitmiş olan bir şey yok, bugün eğer siyasi ayak hâlâ görülemiyorsa kılık değiştirip karşımıza yine çıkacaktır ki bu da tehlike sürüyor demektir.

BU COĞRAFYADA TESADÜF DİYE BİR ŞEY OLMAZ, HİÇBİR ŞEY DE GİZLİ KALMAZ
Sonuçta diyeceğim şu ki bu coğrafyada hiçbir şey tesadüfen olmuyor, hiçbir şey de gizli kalmıyor. Biliyorum herkesin görebileceği ve anlayabileceği bir resim çizebilmek, çizip de duvara asabilmek kolay değil; devlete ve millete karşılıksız sevgi istiyor, feda istiyor.

 Ben bir Türk subayıyım. Hep devlet parasız yatılı okullarda ekmek yedim, su içtim, okudum, büyüdüm. Benim can aziz milletime bir vefa borcum vardı. Bir ferdi olmaktan gurur duyduğum Türk Milleti’nin bir hizmetkârı olarak naçiz bedenimdeki bu yürek vefa borcunu ödemek istiyordu, bu kitap yazılmalıydı, ben de yazdım. 

Siyaset için hesaplaşma, bağımsız yargı önünde kanıt, gençlerimiz için bir rehber... Bu kitapta devlete ve millete karşılıksız sevgi var, bağlılık var, feda var. İşte bu yürekle perde inmiş gözlerimize ışık olsun diye yazdım.

Erdal Sarızeybek
Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturkstrateji.com
Video Haber www.bilgeturktv.com
Özel Haber www.e-sarizeybek.com
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ